Sinan Baran Bayar

Turizm endüstrisindeki sürekli büyüme trendi nedeniyle turizm destinasyonlarının sürdürülebilirliği ve taşıma kapasitesi son yıllarda yoğun bir şekilde tartışılan konulardır. Taşıma kapasitesi kavramının çevreye zarar vermeden ve turist memnuniyetini azaltmadan turizmde uygulanabilir maksimum ziyaretçi sayısı olarak yorumlanmasıyla literatürde uzun süredir devam eden bir tartışma vardır (Seidl ve Tisdell, 1999; Li vd, 2021).

Bu nedenle turizmin destinasyonların sosyo-ekonomik ve çevresel temellerini nasıl etkilediğini anlamaya yönelik sistematik bir yaklaşım, turizm kaynaklı etkilerin tahmin edilmesine ve ayrıca bir bölgenin (sürdürülebilir) kalkınması için esnek stratejilerin tasarlanmasına yardımcı olabilir.

Bölgesel sürdürülebilirlik bağlamında taşıma kapasitesi hakkındaki tartışma, bir bölgeyi etkileyen insan faaliyetleriyle bağlantılıdır. Bölgede yaşayan ve seyahat eden nüfus için yeterli destekleyici işlevlerin sağlanması için bu etkinin bölgenin ekolojik sınırları, buna paralel olarak bölgenin sosyal ve ekonomik sınırları içinde olması gerekir. Bu nedenle insan taşıma kapasitesi yaşanabilirlik için bir ölçü olup insan merkezli bir yaklaşımdır (Rees ve Wackernagel, 1994; Graymore vd., 2010). Aynı zamanda bir bölgenin belirli etkilerin sistemik çöküşe neden olmasını önlemek için yürürlükte olan mekanizmalara ihtiyacı olduğundan, taşıma kapasitesi dayanıklılıkla bağlantılıdır. Bölgeler zamanla gelişen dinamik birimler olduğundan taşıma kapasitesi sabit bir faktörden oluşmaz; iklim, tüketici davranışı gibi faktörler de etki eder.

Bir bölgenin sosyo-ekonomik kapasitesi, kurumsal ve sosyal yapıların sağlamlığını ifade eder ve ekolojik kapasitesiyle yakından bağlantılıdır (Graymore vd., 2010). Bu kapasiteler bir bölgenin genel dayanıklılığı hakkında bilgi sağlar. Bir bölgenin taşıma kapasitesi ne kadar fazlaysa bölge, insan faaliyetlerinden kaynaklanan etkileri o kadar içine çeker (Arrow vd., 1995). Bölgelerin turizm gelişimini sağlam ve yeterli politikalarla sağlayabilmek için turizmin yerel destinasyonlar üzerindeki etkileri hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenmesi gerekmektedir. Ancak bu, ilgili destinasyonlarda çeşitli paydaş gruplarını içeren destinasyon yönetimi organizasyonlarından (DYO’lar) ve kamu yetkililerinden otelcilere, tur operatörlerine ve turizm gelişmesinden etkilenen bölge sakinlerine kadar oldukça katılımcı bir yaklaşımı gerektirir (Schuh vd., 2020).

Bununla birlikte turizm, bölgeler içinde ve bölgeler arasında diğer endüstrilerle yakından ilişkili olan kesişen bir endüstridir. Katılımcı bir yaklaşımın tedarik zinciri boyunca örneğin, tedarikçi olarak başlayan tarım ve ulaşım sağlayıcıları gibi farklı mal ve hizmetle ilgili sektörlerden paydaşları entegre etmesi gerekir. Geniş bir bölgesel paydaş grubunun dâhil edilmesi, turizmle ilgili etkilerin değerlendirilmesi ve izlenmesi için temel bir unsurdur (Sedlacek vd., 2020). Aslında araştırmalar, ilgili paydaşları dâhil etmemenin sürdürülebilir turizm geliştirme politikalarını uygulamaya çalışırken oldukça olumsuz etki yaratabileceğini göstermiştir (Gunter ve Ceddia, 2020).

Turizm, diğer ekonomik faaliyetler yoluyla nüfusunun geçimini sürdüremeyen bölgelerin sağlıklı gelişimini destekleyebilir ve böylece yapısal zayıflıkların üstesinden gelinmesini destekleyebilir. Bu açıdan turizmin gelişimini zaman içinde planlamaya ve tahmin etmeye yardımcı olan stratejiler, bölgesel sürdürülebilirlik stratejilerine uygun entegrasyonu sağlamak için gereklidir

TDGD tarafından hazırlanan “Turizm Temelli Destinasyon Yönetimi” kitabının “Destinasyonlarda Sürdürülebilirlik ve Taşıma Kapasitesi” bölümünden özetlenerek alınmıştır.